Kıbrıslıtürk lider Tufan Erhürman’ın, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’i “çifte standart” yapmakla eleştirdiği açıklaması sonrası kamuoyu şimdi şu can alıcı sorunun yanıtını bekliyor: “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörüyken hangi sıfatla “kktc”ye F-16 savaş uçakları ve hava savunma sistemlerini konuşlandırıyor?”
Polemikten kaçınmak mı, gerçeklerle yüzleşmemek mi?
Erhürman, dün yaptığı açıklamada Kıbrıs Rum liderliğinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nde çok uluslu askeri varlığı meşru görüp, Kıbrıs’ın kuzeydeki Türk askeri varlığını ‘işgal’ saymasını eleştirdi. Ancak bu samimi görünen çıkış, adadaki temel gerçekliklerle karşılaştırıldığında ciddi çelişkiler barındırıyor.

Erhürman açıklamasında “ciddiyet ve sorumluluk” sebebiyle, “polemiğe girmek istemediğini” belirtiyor. Oysa, “kktc” adı verilen Kıbrıs’ın kuzeyinin üzerine inşa edildiği temel paradoks, tam da bu “polemiksiz” alanda yatıyor.
Şöyle ki:
Terk edilen devletin Garantör’ünün “kktc”deki varlığına “İşgal değil, savunma” dendi
Kıbrıs’ın kuzeyinde, sadece Türkiye tarafından tanınan bir yapılanma mevcut. Bu yapının temel dayanağı ise Türkiye’nin tahakkümü (Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörüdür) ve adadaki Türk askeri varlığı.
Güvenliği ortaklıkta değil, Türkiye’ye tek taraflı sığınmakta aramak
Erhürman’ın “Adanın tamamının güvenliği” temennisi kulağa hoş geliyor. Türkiye de Erhürman da, Türkiye’nin altı adet F-16’yı ve hava savunma sistemlerini Kıbrıs’ın kuzeyine konuşlandırmasını “Kıbrıs Türk halkının ve Kıbrıs’ın güvenliği” olarak tanımlıyor. Ancak pratikte, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör devletidir.
Yani hem Tufan Erhürman’ın hem de Türkiye’nin, “İşgal değil, koruma” demesi son derece yanıltıcı bir tanımlamadır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslırumların kendi ittifaklarını kurarken, Kıbrıs’ın kuzeyinin “ortak bile olunmayan, tek taraflı bir güvenlik” arayarak Türkiye’ye sığınması Kıbrıslıtürklerin iradesini baltalıyor.
Editörün Notu: Bu yazı, yazarının kişisel görüşlerini içermektedir.







