1900’lerde yükselen Pan–Afrikancılık, “Afrika sorunlarına Afrika çözümleri” diyordu. Yüzyıl sonraki tabloda ise: dış finansman, dış güvenlik, dış şirketler… Kendi kaderini tayin etme arayışına dayanan bu ideoloji, özerklik çağrısı niteliğinde olsa da Afrika kronik olarak dışa bağımlı kalmaya devam ediyor
Kurucu ortağı olduğumuz bir devleti geride bıraktık
Kıbrıs’ın kuzeyindeki fiber altyapının Türk Telekom’a 25 yıllığına “peşkeş çekilmesi” süreci, post-kolonyal teoride sıkça işlenen, Afrika kıtasının bağımsızlık sonrası yaşadığı “dışsal sistemlere kronik bağımlılık” döngüsüyle sarsıcı paralellikler taşımaktadır.
Unutulmasın ki, “kktc” tanınmıyor ve kurucu ortağı olduğumuz bir devleti geride bıraktık. Geride bıraktığımız devletimize istediğimiz zaman geri dönebiliriz ve bu diplomatik bir gerçektir. Asıl mesele, bu gerçeğin nasıl reddedildiği ve nasıl yönetildiğidir. Mevcut durumda yaşamak zorunda bırakıldıklarımız, Afrika’nın “siyasi bağımsızlık” sonrası düştüğü yapısal tuzağın güncel bir versiyonudur.
Charles Mills, modern siyasal sistemlerin eşitlikçi söyleminin altında, belirli toplumları “rasyonel olmayan veya yetersiz” olarak kodlayan kabullerin yattığını savunur. Bu hiyerarşik bakış açısında, bazı toplumlar kendi kendilerini yönetme kapasitesinden yoksun ilan edilerek, üzerlerindeki dış müdahale ahlaki veya hukuki bir zemine oturtulur.
Statükonun gerçek nedeni gündem dışı
Zıt gibi görülse de, Türkiye’nin ve Kıbrıslıtürk yönetici kadrolarımızın, kurucu ortağı olduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ve içinde bulunduğumuz statükonun gerçek nedenini gündem dışı bırakmasını görmezden gelmek de iradenin dışarıya transferini ahlaki olarak meşrulaştıran “tamamlayıcı” bir sömürü aracına dönüşür.
Dış aktörlerin hakimiyet alanı, ancak içerideki siyasi aktörlerin tutumlarıyla kalıcı hale gelebilir. Frantz Fanon, sömürge-sonrası süreçte “yönetici kadronun” kendi yetersizliklerini gizlemek için dış aktörlerle girdiği “suç ortaklığını” ele alır. Fanon’a göre bu kadronun, ülkelerini geliştirecek öngörüden yoksun olması halinde (gerçeklikten kopukluk) dışa bağımlılığı tek kurtuluş yolu olarak görürler.
“Kktc” örneğinde ise bu, kurtuluş yolu olarak “dışa bağımlılığı sonlandırmayı” tek kurtuluş yolu olarak görmektir. Ancak bu tavır, siyasetçilerin temelde meşru görmediği statükoyu kabullenerek, müdahalenin “suç ortağı” olurlar.
Örneğin, Pan-Afrikancılık, kendi kendini yönetmek ve Afrikalıların dış müdahale olmadan “kendi kaderlerini” çizmesi amacı taşımaktaydı. Ancak, Franke ve Esmenjaud (2009), Afrika’nın kendi kaderini tayin etme çabasında önemli bir paradoksu vurgulamaktadır: Finansman açığı. Franke ve Esmenjaud’a göre, dış aktörler finansman destek sağladıklarında, “karar verme” yetkisine de sahip oluyorlar ve bu yetki, desteğin aynı zamanda bir bağımlılığa dönüşmesine sebep oluyor.
Yabancı parayla operasyonları yönetmede uzmanlaşma
Bu bağımlılık ise, yerel aktörleri kendi mali kapasitesini inşa etmekten uzaklaştırarak, “yabancı parayla operasyonları yönetmede” uzmanlaşmasına yol açıyor. “Yabancı parayı yönetmede uzmanlaşma“, Afrika’nın sömürüden tamamen kurtulmak için gerekli siyasi iradeyi, ekonomik bağımsızlığı oluşturamamasının ve “bağımlı” kalmasının bir göstergesidir.
Özetle, “irade” kavramı sadece dışsal baskıları yönetmekle ilgili değil, kaynakları ve karar alma sürecini kontrol etmekle ilgilidir. Bu açıdan, finansal açıdan kendi kendine yeterli olmadan, “irade” sadece Kıbrıslıtürk siyasetçiler tarafından uygulanan Türkiye’nin sömürü politikaları olmakla kalır.
Mali yardım programları, Afrika devletlerini, kurumlarını özelleştirme yoluyla ekonomilerinin mülkiyetini “terk etmeye” zorladı. Devlet geri çekildikçe, kendi ulusal meselelerinde “seyirci” haline geldi ve çoğunluğu yabancı sermayeli çokuluslu şirketlerin kontrolü ele almasına izin verdi.
Şimdi ise, bu şirketlere karşı koymak için gerekli olan güçlü vergi toplama sistemleri ve bağımsız yargıdan yoksun olmaları nedeniyle, şirketler vergi ödemekten kaçıyor.
Afrika bağımlılığa “mahkum” kaldı
İç yetersizlikler ve dış müdahaleler birbirini pekiştirdiği için Afrika bu bağımlılığa “mahkum” kaldı. İç aktörler gerçeklikten kopukluğa, dış aktörler de dayatmaya devam ettiği sürece, Afrika kendi kaderinin belirleyicisi olmaktan ziyade uluslararası sistemde sadece bir “uydu”, “sömürge” olarak kalacaktır.
Afrika, siyasi bağımsızlığını kazanmasından on yıllar sonra bile “bağımlı” kaldı. Dış aktörler dayatmalar ve bağımlılık yoluyla sözleşmeyi sürdürürken, Afrikalı liderlerin bir kısmı, bu “sözleşmeyi” kendi başarısızlıklarını gizlemek için, bir kısmı ise kişisel servet ve güçlerini korumak için bir kalkan olarak kullanarak dış aktörlerin çıkarına hizmet ediyor (Ani&Matambo, 2016)
Kaynak
Ani, Ndubuisi Christian; Matambo, Emmanuel. Journal of African Union Studies; London Vol. 5, Iss. 1, (2016): 83-111.
UN panel: corporate tax avoidance is Africa’s biggest financial drain – ICIJ